Elektro Gitar Kaydı (1): Mono mu Stereo mu?

Şu sıralar tamamen elektro gitar kaydı üzerine uğraşıyorum, hatta yaptığım müzik (ambient) elektro gitardan başka bir ses kaynağı içermiyor çoğu zaman.  Kafama takılan bir soru gitarı mono mu yoksa stereo mu kaydetmem gerektiği.  Amfi kaydı nadiren yapıyorum çünkü akustik olarak kötü bir odam var ve amfi mikrofonlamak zahmetli bir iş.  Bir iki kere denedim ve amfiyi simule etmekten (Tech 21 Blonde veya Guitar Rig 5 ile) çok farklı bir sonuç da almadım.

Bu soruya uygulanabilecek çok basit bir kural var:  Ses kaynağınız mono (tek kanal) ise mono kaydedin, stereo (çift kanal) ise stereo kaydedin.  Elektro gitar tek kanal bir kaynak olarak düşünülebilir.  Anladığım kadarıyla çoğu zaman da mono kaydediliyor zaten (akustik gitarı çift mikrofonla stereo kaydetmek daha yaygın).

Burada çok detaylı teknik bilgiye sahip değilim ama şu yaygın yanlışı kendi adınıza sorgulayın:  Mono gitar sinyalini mono kaydedip, bir kopyasını daha yaratıp farklı bir kanala atıp, bu kopyaların birini tam sağa birini tam sola yatırarak (panning yani) stereo bir kayıt yaratmış olmuyorsunuz.  Stereo kayıt birbirinden az da olsa farklı bilgi içeren iki kanalla oluşuyor.  Tıpa tıp aynı bilgiden iki kopya yaratarak ancak ses seviyenizi yaklaşık 3 dB arttırmış oluyorsunuz (ses yükseldiği için kulağa daha hoş gelebilir ama stereo olduğu için değil bu etki).

Stereo gitar kaydı yapmak istiyorsanız aynı gitar parçasını iki kere çalıp ikisinde de mono kaydedebilirsiniz.  Ya da bir şekilde iki mono kaydın birini diğerinden biraz daha geç gönderin mikse.  Bir şekilde farklı olmaları şart.

Mono gitar kaydı yaptığınız zaman da “gitar mikste çok zayıf kalıyor, halbuki dinlediğim prodüksiyonlarda gitarlar monoyla kaydedildiği söylense de cayır cayır geliyor” gibi bir duruma düşebilirsiniz.  Bunun da sebebi, evet, gitarlar mono kaydedilmiştir ama 5-6 farklı gitar katmanı vardır.  Mesela farklı amfiler ve efektler kullanılarak 5-6 kere mono kaydedilip bu katmanlar mikslenmiştir.  Böylece zengin bir gitar miksi ortaya çıkabilir.

O işin (gitar katmanları yaratmanın) detaylarını çok iyi bilmiyorum.  Benim amatör müzisyen görüşüme göre 5-6 gitar katmanı yaratmak çok hırslı olmayı ve büyük prodüksiyon peşinde koşmayı gerektiriyor/getiriyor.  Ben evimde daha mütevazi ve “lo-fi” kayıtlar yapma peşindeyim.  Tek gitar olsun, ama temiz olsun ve kalbi ısıtsın.  O yüzden (ana akım müzik tarzında) bir şarkı kaydettiğim zaman genelde 1-2 ritim gitar ve genelde tek bir lead gitar kanalım oluyor.  Ve hepsi mono.  Mono kanalları mikslemesi de daha kolay (buna başka bir yazıda girerim).

Tavsiyem “herşeyden daha fazla” mantığını kovalayarak katmanlarca gitar kaydetmek veya niye stereo kayıt almanız gerektiğini iyi anlamadan “mono’dan daha iyidir” düz mantığıyla stereo kayıt almak yerine olabildiğince temiz bir gitar tonu yakalamaya çalışmanız.  Gitarınız hoşunuza giden bir ses veriyor mu size?  Telleri ne durumda?  Amfiniz (ve mikrofonunuz) veya amfi simulasyonlarınız tatminkar mı?  Pedallarınızı verimli kullanarak güzel tonlar yaratabiliyor musunuz?  Tekniğiniz, çalışınız nasıl?  Yazdığınız gitar partisyonu parçaya değer katıyor mu?  Bunlar çok çok daha önemli.  Bunları başardıysanız bence gönül rahatlığıyla mono kaydınızı alın.

Yalnız son günlerde yaşadığım bir durumu da paylaşayım.  İki amfim olmasına ve pedallarımda stereo çıkış olmasına rağmen tek amfiyle çalarım genelde.  Ama birkaç gün önce iki amfiyle çalmaya başladım.  O gün bugündür gitarın tonunun ve efekt pedalların zevkini iyice çıkarmaya başladım.  Ucuz da olsa ikinci bir amfi (çok temiz bir sesi olan ve epey ucuz olan Vox Pathfinder 10’u önerebilirim) edinip bu genişlik hissini yaşamanızı tavsiye ederim.  Özellikle stereo efektleriniz varsa (mesela iki kanal arasında gelip giden ping-pong delay efekti) çok keyifli oluyor.  Ve tabii bu tür efektleri yakalamak için stereo kayıt almalısınız.  Örneğin sinyal zincirimde genelde son pedal olarak bulunan Zoom MS-70CDR’ın stereo çıkışı var ve sol ve sağ kanaldan iki gitar kablosuyla ses kartıma girip aynı anda kayıt aldığım zaman ping-pong tarzı efektleri yakalayabilirim.

Zoom MS-50G: Hayat Kurtarıcı Pedal

Bu yazıda Zoom’un MS serisini, özellikle 50G cihazını biraz tanıtıp kendi pedalboard’umda nasıl bir işlev gördüğünü anlatacağım.

Forumlarda konuştuğumuz çoğu müzisyen Zoom, Boss gibi büyük çaplı operasyonların ürünlerini aşağılar ve butik pedalları göklere çıkarırlar.  Bir yere kadar elbetteki büyük şirketlerden alacağımız ürünlerle sound’umuzu başkalarınınkinden ayırmak daha zordur.  Elbette çok iyi butik pedal şirketleri türedi son yıllarda.  Bir yandan da piyasada son derece kötü üretim yapan veya fahiş fiyata ürün pazarlayan butik pedal şirketleri de var.  Büyük şirketlerin en azından bazı ürünleri ise son derece kullanışlı ve uygun fiyata olabiliyor.

Zoom firmasının uzun yıllardır gitaristlere yönelik, özellikle multi-effects ürünleri piyasada.  Bunlar daha çok ev kullanıcılarına yönelik olarak gördüğümüz ürünlerdi.  Daha önce sahnede de kullandığım B2 adlı bas multi-effects cihazına sahiptim ve bu üründen epey hoşnut kalmıştım.  Son zamanlarda dijital sinyal işlemede epey ciddi gelişmeler oldu ve Zoom’un daha yeni bazı ürünlerini profesyonel kullanım için de düşünmek gayet mümkün bence.   Her halükarda ben daha çok amatör müzisyenlere yönelik yazıyorum ve bu yazıda Zoom’un son yıllarda çıkardığı MS serisinden bahsedeceğim.  M serisini, Zoom’un bu son döneminde ön plana çıkan G serisinin (özellikle G3/G5) ufak kardeşi olarak düşünebiliriz (bas gitar için ise B3 ile MS-60B için aynı ilişkiden bahsedebiliriz).

MS serisi stompbox (tek pedal) formatında bir dijital multi-effects ürünü.  50G modeli hemen hemen tüm efekt kategorilerini (amfi simülasyonu dahil) barındıran bir modelken 70CDR modelinde chorus, delay, ve reverb’e odaklanılmış.  50G’den farklı olarak daha fazla chorus, delay ve reverb çeşidi var ve diğer efekt türlerinden yok (noise gate, EQ, autopan gibi birkaçı dışında) 70CDR’da.  Bir de bluetooth ile yeni efektler satın alıp indirebildiğiniz 100BT modeli var ki ben deneme fırsatı bulamadım (ama üç modelde aynı donanım ve yazılım iskeleti üzerine kurulduğu için burada söyleyeceklerimin çoğu 100BT için de geçerli olacak).

50G ve 70CDR’ı pedalboard’umda kullanıyorum ve size deneyimimi aktarmak isterim.  Şu sıralar daha çok ambient tarz müzik yapıyorum.  Bu tür müzikte delay ve reverb vazgeçilmez efektler.  70CDR’ı bunun için edindim ve bütçemi ayırmak istemediğim Strymon ve Eventide gibi markaların çeşitli cihazlarının başarılı modellerini 70CDR sayesinde kullanabiliyorum.  MS serisinin en önemli özelliği birkaç efekti yan yana dizebilmeniz.  Örneğin 70CDR ile 1 noise gate, 3 delay ve 2 reverb’ü arka arkaya dizip devasa bir ambient “patch” oluşturup hafızasına kaydedebilirsiniz.  Altı efekte kadar, işlemci gücü yettiği ölçüde, yan yana dizip aynı anda kullanabilirsiniz ve hafızasında bol bol yer var patch’lerinizi kaydetmek için (fabrika çıkışı kendi patch’leriyle geliyor ama ben bunları çok kullanmadım).  Bazı efektler daha fazla işlemci gücü yediği için bu sayı kullandığınız efektlere bağlı olarak azalabilir.  İlk başta karışık gelen ama aslında gördüğüm birçok multi-effects cihazından daha kolay kullanılan bir menü sistemine sahip.  Bu sistem sayesinde istediğiniz efektleri istediğiniz sıraya dizip parametrelerini ayarlayabiliyorsunuz.  Hepsi cihazın üstündeki birkaç tuşla ekranı takip ederek rahatça yapılabiliyor.  Kılavuza bakmama hemen hemen hiç gerek olmadı.

50G’yi daha genel kullanım için edindim.  Board’umda modulation (phaser/flanger/chorus, vs.) ve dirt (overdrive/ distortion/fuzz, vs.) gibi efektler pek yok.  Bunlara çok da ihtiyaç duymuyorum ama ara ara kullansam nasıl olur diye merak ederim tabii ki.  İşte MS-50G’yi böyle fasulye, joker veya İsviçre çakısı gibi bir işlev görmesi için almıştım.

MS-50G’yi edindiğimde board’uma koyabileceğim şu pedallara sahiptim:

  • Zoom MS-70CDR
  • Guitar Fetish GFT-90 Tuner
  • Biyang CO-10 Compressor
  • Morley Pro Series II Wah/Volume
  • Earthquaker Devices Organizer (pitch shifting, org tarzı sesler için)
  • TC Electronic Ditto Looper
  • Boss RV-5 Reverb
  • MXR Carbon Copy Delay
  • Mid-Fi Electronics Pitch Pirate (abartı bir vibrato/chorus efekti, elimdeki Türkiye’de üretilmiş bir klonu)
  • MXR 6-band EQ
  • Tech 21 Blonde (amfi simülasyonu)

70CDR’yi edindikten sonra ses kalitesinden epey etkilenmiştim.  Çok temiz ses çıktısı ve gerçekçi modellere sahipti.  50G’yi edinirken de iyi bir ses kalitesi beklememe rağmen dijital efektlerin zayıf noktasının dirt olduğunu bildiğimden beklentim biraz daha düşüktü.  Fazla da dirt pedalı kullanmışlığım yok (temiz gitar sesiyle çalmayı seviyorum), o yüzden 50G’nin dirt modellerinin başarısı konusunda çok bir fikrim hala yok (ama başka incelemelerde iyi olduğu söyleniyor).  Ancak 50G’yi edindikten sonra board’umdaki birçok pedalı emekli edebileceğini gördüm.  Burada ne kadar tasarruf sağlayabileceğimi göstermek için elimdeki pedalların sıfır A.B.D. fiyatlarını da ekliyorum.

  • Guitar Fetish GFT-90 Tuner (45$):  50G’de tuner mevcut.  Ben bu tuner’ın duyarlılığını yeterli buldum (G3 modelindeki tuner’ın kullanışsız olduğu ama MS serisindeki tuner’ın çok daha iyi olduğu söyleniyor forumlarda).
  • Biyang CO-10 Compressor (47$):  50G’de birkaç kompresör modeli var.  Biyang ucuz ve temiz bir kompresör ancak çok özel bir cihaz değil.  50G rahatlıkla Biyang’ın yerini tutar.
  • Morley Pro Series II Wah/Volume (?-Yaklaşık 80$ olsa gerek):  50G’de auto-wah efekti var.  50G’nin expression pedal çıkışı olmadığı için tabii ki bir wah pedalı kadar kontrol sağlamak mümkün değil auto-wah ile.  Benim Morley’i asıl kullanma amacım gitarın atağını keserek yaylı enstrüman (keman gibi) tarzı sesleri yaratmak (ambient’çıların “volume swell” dediği şey).  50G’de “SlowATTCK” adlı bir efektle bunu pedaldan daha düzgün bile yapmak mümkün.  Kaldı ki 2. el aldığım Morley temizletmeme rağmen hışırtı yapmakta ısrar ediyor.  50G bunu da emekli eder.
  • Earthquaker Devices Organizer (185$):  Bu pedalla org sesine benzer sesler elde edebiliyorum.  50G’de “Z-Organ” denen bir efekt ile benzer sesleri yakalayabiliyorum.  Earthquaker’ın sesi biraz daha hoşuma gidiyor ve 50G’nin tracking’i çok iyi olmasa da yine işi görür diyebilirim.
  • Boss RV-5 (149$):  50G’de 9 adet reverb modeli var.  70CDR’da ise tam 29 tane!
  • MXR Carbon Copy ($149):  Hiçbir dijital cihaz analog delay’lerin sıcaklığını tam yakalayamaz gibi geliyor kulağıma.  Yine de 50G’deki 13 delay modeliyle bir şekilde amacıma ulaşamamam zor.  70CDR ise Carbon Copy’nin modeliyle beraber 25 delay modelini daha içeriyor.  Birebir karşılaştırdığımda gayet kullanılabilir olduğunu gördüm 70CDR’daki Carbon Copy modelinin.  Hatta bazı açılardan daha avantajlı (analog delay’lerin klasik sorunu olan “clock noise” yok ve feedback’i sonuna kadar açınca amfiyi patlatmadan kendi kendi “oscillate” edebiliyor).
  • Mid-Fi Electronics Pitch Pirate (225$):  Bu özel bir cihaz ve 50G’de buna benzer birşey olacağını hiç beklemiyordum.  Ancak 50G’de epey ilginç ve standart olmayan efektler mevcut.  Bunlardan “BendCHO” adlı olan Pitch Pirate’a epey yakın birşey.
  • MXR 6-band EQ (79$): 50G’de (ve 70CDR’de) 6-bantlı bir EQ mevcut.
  • Tech 21 Blonde (169$):  Bu cihazı temiz Fender amfi tonlarını modellediği için kayıtlarda kullanmak üzere almıştım.  Aynı zamanda overdrive olarak da kullanılıyor.  Çok kullanmak zorunda kalmadım ancak amaç amfi modellemekse 50G’nin 8 farklı amfi modeli mevcut.  Bunlardan 3’ü Fender’ın çeşitli amfilerinin modelleri.

Board’umda 50G’nin yerini alamadığı tek cihaz TC Electronics Ditto looper.  Tüm bu pedalların board’da tuttukları yer ve ağırlıkları, güç kaynağında işgal ettikleri çıkışlar, yarattıkları kablo karmaşası, sinyal zincirinde sorun çıkma ihtimalini artırmaları ve cebimden çıkan para olarak yedikleri kaynakları düşününce, bunları satın almaktansa doğrudan 50G ile başlamak bana çok daha mantıklı geliyor.  Yukarıdaki pedalların ABD sıfır fiyatlarıyla toplam faturası yaklaşık 1128 dolar.  Türkiye fiyatlarından bahsetmiyorum bile.  Tabii ki ben çoğunu 2. elden daha ucuza aldım ama sonuç çok değişmeyecek.  Zoom MS-50G ile bu pedalların çoğunun işlevi az çok görülebilir ama ABD sıfır fiyatının sadece 99$ olduğunu görüyoruz (indirimlerde 69$’a kadar indiği oluyor; “black friday/cyber monday” denen günleri bekleyin).  Aradaki fiyat/işlev oranı farkı dehşet.  Bu yüzden 50G’ye hayat kurtarıcı bir pedal olarak bakmaya başladım.

Yanlış bir izlenim oluşturmamak için iki uyarı yapmak gerekir:

  1. Yukarıda, 50G’nin yerine geçebileceği 9 pedal saydım.  Ancak 50G bir seferde en fazla 6 efekt çalıştırabiliyor ve o da işlemci gücünün yettiği bir kombinasyon olmak zorunda.  Yine de delay ve reverb’leri (hatta EQ’yu da) 70CDR’ye bırakırsak aynı anda epey fazla pedalın işlevini tek bir 50G’nin görmesi mümkün (ayrıca tuner işlevi bu 6 efekte sayılmıyor).
  2. 50G ile yukarıdaki pedalların ses ve işlevleri arasında farklar var.  Kabaca aynı işlevi yerine getirdiğini iddia ediyorum sadece herbir pedal için.  Ancak dediğim gibi mesela Earthquaker’ın sesi ve tracking’i 50G’ye göre daha iyi.  Tabii ki her pedalın kendine has bir sesi var ve tüm bunları tek bir dijital aletin tıpa tıp taklit edebilmesini beklemek gerçekçi olmaz.  50G’nin yukarıdaki pedallara ne kadar yaklaşabildiğini özel olarak deneyip bunu bir videoda göstermeyi planlıyorum ileride.

50G’nin diğer artılarını da unutmamak lazım.  Çok hafif ve ufak bir cihaz ama epey sağlam duruyor.  Parlak ve rahat okunabilir bir ekranı ve kolay kullanılan tuşları var.  Pille de çalışabiliyor (denemedim ama Zoom’a göre 7 saate kadar dayanabilirmiş piller).  USB ile firmware güncellemesi yapılabiliyor (bu şekilde 45 yeni efekt eklendi en son güncellemede).  Ses kalitesi kesinlikle çok iyi bence.  Stereo giriş ve çıkışları var.  Ana akım müzikte kullanılan standart efektlerle beraber daha garip/deneysel olan efektler de var.  Toplam 92 efekt ve 8 amfi modelinin bu ufak kutuda elinizin altında olması inanılmaz bir zenginlik.  Üstüne tuner, noise gate, EQ gibi her gitaristin ihtiyaç duyduğu işlevleri de var.  Zoom websitesinde MS serisinin elektrik ihtiyacı (mA cinsinden) biraz yüksek gösterilmiş olsa da sıradan bir güç kaynağının (BBE Supacharger) daha düşük mA’li çıkışları ile iki MS cihazımı aynı anda sorunsuz çalıştırabiliyorum.

Eksiler olarak çok söyleyebileceğim birşey yok.  Eksi değil de eksiklerden bahsedebiliriz, artık bu fiyat ve ufaklıktaki bir cihazdan daha fazla şey bekleme saçmalığına girmek isterseniz.  “Looper’ı, expression pedal girişi, XLR çıkışı da olsaydı” diyebilirsiniz (ki o zaman G serisine yönelmenizi tavsiye ederim).  Sahneye çıkanlar için daha önemlisi efekt parametrelerini anında değiştirmek çok kolay değil (mesela istediğiniz parametreye ulaşmak için ekranda sayfa atlamanız gerekebilir; halbuki çoğu analog cihazda bir parametre değiştirilebilir ise kutu üzerinde tuşu bulunur).  Yine de bazı sahne dostu özellikler mevcut (patchler arasında geçiş, bir patch’teki tüm efektleri ayak tuşuyla kapamak, tap tempo gibi).  ABD’deki bazı müzisyen ve üreticilerin kendi girişimleriyle MS cihazlarının sahnede kullanımını kolaylaştıran ekstra ufak cihazlar yaptıklarını gördüm.  Çok kafaya takan bunlardan yaptırabilir.

Kaldı ki bu özelliklere piyasada bir rakip bulabilmek neredeyse imkansız.  Zoom’a bir karşı atak Korg’dan geldi ama efekt kalitesi olarak Zoom kadar iyi olduğunu düşünmüyorum Korg’un cihazlarının.

Sonuç

Zoom MS-50G’yi (ve diğer MS cihazlarını) sadece amatör ve evde çalan müzisyenlere değil, profesyonel ve sahneye çıkan müzisyenlere de hiç tereddütsüz tavsiye ediyorum.  Bu firmayı yıllarca aşağılamış olabilirsiniz ancak bir süredir en gelişmiş dijital modelleme teknolojisini tasarım ve üretim kalitesiyle birleştirip çarpıcı ürünler sunduğu gerçeğini kabul etmemek haksızlık olur.

Multi-effects bir cihaz yeni başlayan gitaristler için efekt türlerini tanımakta çok yardımcı.  Tek tek pedallardan oluşan devasa ağırlık ve boyutta, binlerce liranızı harcayacağınız bir board kurmadan mutlaka bir multi-effects cihazı alın.  İddiam eğer MS’lerden birini alırsanız kariyerinizin ileriki dönemlerinde bu cihazı bırakmak istemeyeceğinizdir.