Ev stüdyonuzun akustik olarak düzenlenmesi

Bu yazıda amatör müzisyenin akustik olarak uygun olmayan ortamlarda çalışırken karşılaşabileceği sorunları ve bunların çözümlerini irdeleyeceğim.  Not:  Bu yazıda müzik odasının akustik izolasyonu konusuna girmeyeceğim.  Alakalı bir diğer sorun olan istenmeyen ses kaynaklarıyla başa çıkmayı da başka bir yazıda işlemeyi düşünüyorum.

2004’ten beri yaşadığım en az 3 ülke ve 5 farklı evde internete konabilecek düzeyde (bazı insanların “hadi canım, bunu sen evde yapmış olamazsın” dediği) kayıt yaptım (mikrofonla genelde akustik gitar ve vokal kaydı yapıyorum; elektro ve bas gitarı hemen hemen hiçbir zaman amfi mikrofonlayarak kaydetmedim; davul ve diğer enstrümanları da hep MIDI ile programladım).  Tüm bu zaman içinde belki müzik prodüksiyon zincirimdeki en zayıf halka odaların akustik özelliklerinden kaynaklanıyordu.  Akustik gitar ve vokal kaydı aldığım hiçbir oda kayıt işi için tasarlanmamıştı tabii ki.  Sıradan ev odalarıydı.  Çoğu, başkalarıyla paylaştığım evlerde bana ait olan tek odaydı.

Bu yazıyı yazarken kullandığım bir kaynağa göre “vokal kaydındaki bir numaralı faktör, odanızdır.”  Başka bir deyişle dünyanın en iyi mikrofon ve preamp’leriyle akustik açıdan kötü bir odada çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.  Benzer bir şeyi belki akustik gitar kaydı ve hatta mikrofon, ama özellikle condenser tür mikrofon, ile yapılan tüm kayıtlar için söyleyebiliriz.

Peki akustik olarak işlem görmemiş, sıradan bir ev odasında kayıt yapmanın ne sakıncası olabilir?  Bu soruya iki farklı açıdan yaklaşabiliriz: 1) Amatör değil misiniz?  O halde bunun ne önemi olabilir ki?  Kayıt her yerde yapılır, sonuçta Grammy ödülü kovalamıyorsunuz.  2) Kayıtlarınızı dikkatlice, kanal kanal yapıyor ve birçok yazılım, efekt plugin’i, vs. kullanarak olabildiğince cilalamaya çalışmıyor musunuz?  İşte o zaman bu durum büyük bir sorun olabilir.  Nedenine aşağıda gireceğiz.  Ben bu iki açının ortasında bir denge yakalamayı savunacağım bu yazıda.

Sorun Nedir?

Akustik olarak işlem görmemiş bir odada kayıt yapmanın yarattığı en büyük sorun istenmeyen ses yankıları ve çeşitli frekansların yoğunlaşmasıdır.  Her odanın bir akustik karakteri vardır diyebiliriz.  Bazen bu kulağa hoş gelir.  Müzik performansı için tasarlanmış alanlar, mesela bir amfi tiyatro, böyle olabilir.  Ya da müzik için tasarlanmamış olsa bile bir mekanın akustik karakterini müzikal amaçlar için kullanabiliriz.  Replikas’ın Zerre albümünün davulları Gökçeada’nın eski hapishanesinde kaydedilmişti örneğin.

Eğer müziğe bakışımız, bu tür ortamların sese yaptığı katkıyı müziğimizin bir parçası olarak görmeyi içeriyorsa zaten sorun yok.  O durumda kayıtlarımızı beğendiğimiz ortamlarda doğal olarak yapacağız ve o ortamın akustik karakterini nötrlenmesi gereken birşey olarak düşünmeyeceğiz.  Ancak çoğu amatör müzisyen için bunun geçerli olmadığını düşünüyorum.  Tersine, çoğumuz önce temiz kayıtlar alıp, daha sonra onları DAW’ımızda işleyerek cilalamayı istiyoruz.  Bu cilanın en önemli öğelerinden birisi de reverb’dür.  Daha önce bahsettiğim üzere, kupkuru ve temiz bir kayda reverb ekleyerek o kaydı sanki bir amfi tiyatroda, kanyonda, fabrikada, vs. yapılmış gibi değiştirebiliyoruz ve reverb’ü kullanarak kayıtlara derinlik hissi veriyoruz.

Burada kuru derken (İngilizce’de bazen buna ölü (dead) denir) kendiliğinden reverb’ü olmayan kayıtlardan bahsediyorum.  Kayıt bu açıdan temiz ise nasıl bir reverb etkisi taşıyacağını tamamen biz DAW’ımızın içinde reverb plugin’imizle kontrol edebiliriz.  İşte sorun biraz buradan çıkıyor.  Kaydın kendisinde zaten reverb varsa, kontrolümüz azalıyor.  Mesela bir banyoda yapılmış ve oranın akustik karakterini taşıyan, kendiliğinden reverb’ü olan, bir kayda biz kilisede yapılmışçasına reverb eklemeye çalışırsak pek parlak bir sonuç elde edemeyeceğiz.  Akustik olarak işlem yapılmamış bir odanın da kendine has bir reverb’ü olacaktır.  Mikrofonla yaptığımız kayıtlara bu reverb yansıyacaktır ve bu reverb’ü daha sonra yokedemeyiz.  Bu tür bir kayda başka işlemler yapmak istediğimiz zaman da zorlanacağız.  Mesela kompresör uyguladığımız zaman istenmeyen yankıları vurgulamış olacağız.

Benzer bir sorun da belirli frekansların yine odanın karakterine göre daha fazla vurgulanması yüzünden oluşur.  Örneğin, şu anda müzik yaptığım oda akustik olarak gerçekten çok çıplak.  Yerde halı bile yok, duvarlar da boş.  Referans monitörlerimi koyduğum köşede bir şekilde bas frekansları yoğunlaşıyor (büyük ihtimalle arkadaki duvar köşesi sayesinde).  Ve monitörlerimden acayip baslı bir ses alıyorum.  Sesi açmak çok zor, bütün tizlerin üstüne çıkan bir bas bantı oluşuyor.  Bu şekilde bu monitörlerle ne kaydettiğimi yüksek sadakatle (“high fidelity/gerçeğine sadık” anlamında) duymam imkansız.  Odanın akustik özelliklerini kontrol altına almadan pahalı bir mikrofon veya monitör seti almak mantıksız ve boşa giden para demek.  Son dönemdeki müzik çalışmalarında yaptığım en bariz hata buydu.

Sorunu Nasıl Tespit Ederiz?

Odamızın kayıt yapmaya elverişli olup olmadığını nasıl anlarız?  Bunun için çok basit bir test var.  Odanızın ortasında (veya kayıt yapmayı düşündüğünüz kısmında) durun ve ellerinizi çırpın.  Bunu yaptığınız zaman çok bariz bir yankı silsilesi duyuyorsanız odanızda yapacağınız kayıtların bazı özelliklerini dizginlemekte sorun çekeceksiniz.

Yine de yukarıda size bahsettiğim farklı bakış açılarını unutmayın ve bu durumun sizi durdurmasına izin vermeyin.  Kayıt her yerde yapılır, müzik her şekilde müziktir.  Ancak yaptığımız kaydın biraz daha cilalı olmasını istiyorsak okumaya devam.

Sorunun Çözümleri

Bu kısımda bu soruna amatör bazı çözümler önermeye çalışacağım.

  1. Dinamik Mikrofon Kullanmak:  Dinamik mikrofonlar çevreden gelen seslere condenser mikrofonlara göre çok daha az duyarlıdırlar (bazı evlerde condenser mikrofonu kayda alıp kulaklığımı taktığım zaman bırakın odayı, diğer evlerdeki komşuların seslerini duyabiliyordum).  Bu yüzden ses kaynağına çok yakın tutulduklarını görürsünüz.  Bu şekilde doğrudan kaynaktan gelen sesi yakalar ve duvarlarınızdan yansıyan reverb’ü ekarte ederler.  Vokal kaydında özellikle tiz frekansları çok iyi yakalayamadıkları için pek tercih edilmeseler de “dinamik mikrofonla vokal kaydı yapılmaz” diye bir kural yoktur.  Bazen ilginç karakteri sebebiyle tercih bile edilebilir.  Ucuz bir mikrofon değildir ama Shure SM-7B’yi örnek verebiliriz (Michael Jackson’ın Thriller albümünde vokaller için kullanılmıştır).  Çok daha ucuz ve yaygın olarak (genellikle amfi mikrofonlamada) kullanılan Shure SM-57’ı da deneyebilirsiniz.
  2. Mikrofonu Ses Kaynağına Yakın Tutmak:  Mikrofonu ses kaynağına ne kadar yakın tutabilirseniz doğal olarak o kadar fazla kaynaktan gelen sesi yakalayacak ve duvar yankılarını o kadar az alacaktır.  Ancak bunu yaparken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var: (a) aşırı ses seviyesi (“clipping”); (b) “P” gibi harfleri söylerken oluşabilecek patlamalar (“plosives”); ve (c) yakınlık etkisi (“proximity effect”) yani mikrofona yaklaştıkça kayıtta bas frekansların daha fazla ön plana çıkması durumu.
  3. “Ölü” Mekanlarda Kayıt Yapmak: Eski kayıtlarımın bazılarını yaptığım odalarda gömme elbise dolabı vardı ve vokal kayıtlarımı bu tür dolapların içinde yaptım.  Böyle bir dolapta elbiseler asılıyken odanın geri kalanına oranla çok daha az ses yankısı oluyor.  Aynı zamanda istenmeyen ses kaynaklarından bir parça izole oluyor bu dolaplar.  Taşınabilir bir kayıt sisteminiz varsa araba içinde camlar kapalı otururken de kayıt yapabilirsiniz.  Ancak böyle bir alanda yapılan vokallerin “ruhsuz” bir frekans karakterine bürünmesi sözkonusu olabileceği fikrini duydum.  Ama istediğimiz zaten çok kuru bir kayıt ve bu ruhsuzluğu EQ ve reverb uygulamalarıyla aşabiliriz diye düşünüyorum.
  4. Doğal Karakterini Beğendiğiniz Mekanlarda Kayıt Yapmak:  Benzer bir mantıkla, ölü olmasa bile hoşunuza giden akustik karakteri olan mekanlar bulabilir ve bunu avantajınıza kullanabilirsiniz.  Amatör müzisyenlerin sık sık düştüğü bir yanılgı “profesyonel prodüksiyonu ne kadar yakından taklit edersem o kadar iyi olur” düşüncesidir bence.  Bunun yerine kendi imkanlarınızın kısıtlılığını avantaja çevirerek daha sıcak bir his yaratabilirsiniz.  Birçok profesyonel müzisyenin arada sıkılıp evde, doğada, vs. kayıt alması da bu sıcak havayı yakalamak için olabilir.  Evinizin (ve ulaşımınız olan diğer mekanların) farklı yerlerinde kayıt alın ve doğal karakterini keşfedin.  Daha sonra beğendiğiniz yerlerde tüm kayıtları alıp, fazladan cila atmadan bir prodüksiyon tamamlamaya çalışın.  Sonucu benle de paylaşın (kendim de aynısını yapmayı hedefliyorum bu aralar).  Belki de beklenmedik bir hoş sürpriz olacak sonuç.
  5. Mikrofon Arkası Yansıma Filtresi: Mikrofon kaydındaki akustik sorunların odak noktası mikrofonunuzun arka tarafından aldığı yankılardır.  Ön tarafta ses kaynağı (vokal, akustik gitar, vs.) baskın olduğu için burada sorun daha azdır (dikkat edin, “yoktur” demiyorum).  Arka taraftaki sorunu çözmenin bir yolu hazır üretim bir “reflection filter” yani yansımaları önleyen bir panel edinmektir.  Bu paneller mikrofon ayaklığına tutturulur ve mikrofonun arkasına bakan kısımlarında yansımayı önleyen akustik süngerle kaplıdırlar.  Daha fazla bilgi edinmek isterseniz piyasadaki birkaç örneğe bağlantı veriyorum (farklı modelleri olan ürünlerden en ucuz olanını veriyorum): The Mic Thing, RealTraps Portable Vocal Booth, sE Reflexion Filter, Vicoustic Flexi Screen Lite, Harlan Hogan Porta-Booth.  Gördüğünüz gibi bu ürünler genelde çok ucuz değil.  Peki işe yarıyorlar mı?  Şahsen denemedim ama olumlu kullanıcı yorumları okudum (olumsuz olanlarla beraber).  Bir odanın akustik sorunlarını tamamen çözmelerini beklemek yanlış olur, ancak vokal kaydında ciddi bir ilerleme sağlayacaklarını bekleyebiliriz.  Ses örnekleri de veren bir inceleme için şuraya bakabilirsiniz.  Bu fikri biraz daha abartarak uygulayan başka bir ürün de var ama ne kadar etkilidir bilmem.  Bu ürünlerden Porta-Booth’un benzerini bir IKEA katlanabilir rafı ve akustik sünger ile kendim evde yaptım (isterseniz şuradan ya da şuradan yararlanarak siz de yapabilirsiniz).  Denemelerimde yansımayı epey azaltsa da frekans karakterinin çok kötü olduğunu gördüğüm için bir daha kullanmadım.
  6. Ev Yapımı Paneller:  Akustik sorunlara epey iyi geldiğini okuduğum bir panel tasarımı buldum.  PVC borulardan ve nakliyede kullanılan battaniyelerden epey ucuza mal oluyor.  Bunu yakın zamanda yapmayı deneyeceğim.  İki panel yapıp birbirlerine 30 derece açıyla yerleştirip mikrofonu ortaya koyarak vokalistin yüzü panellere dönük kayıt almak gerekiyor.
  7. Cardioid Mikrofon Kullanmak:  Mikrofonların farklı açılardan (mikrofonun önü, arkası, yanları) gelen sese ne kadar duyarlı olduğu değişir.  Bu konuyu burada açıklamayacağım ama İngilizce’de “pickup pattern” olarak bilinir ve omni-directional (her yönden), bi-directional (ön ve arkadan daha çok, yanlardan az), ve cardioid ve hyper/super cardioid (en fazla önden, arka ve yanlardan daha az) türleri vardır.  Arkadan ve yanlardan gelen sese daha az duyarlı olan cardioid türü mikrofon kullanmakla oda akustiğinden kaynaklanan sorunları azaltabilirsiniz.  Mikrofonunuzun ne tür olduğunu araştırıp gerekirse değiştirin.  Yukarıda bahsettiğim mikrofon yansıma filtreleri, arkadan ses alan mikrofonunuz varsa daha fazla iyileşmeye sebep olacaktır.  Mikrofonunuz zaten arka taraftan gelen seslere duyarlı değilse belki de bu filtrelerle sağlayacağınız iyileşme paranıza değmeyecek.
  8. Kayıt Odasını Eşyalarla “Öldürmek”: Duvarları boş, halısız bir odada elbette yankı büyük sorun olacaktır.  Sesi az yansıtan yüzeyleri olan eşyaları odaya koyarak bu sorunu biraz azaltabilirsiniz.  Perdeleriniz uzun ve kalın seçmeye çalışın, zira cam çok fazla ses yansıtan bir malzemedir.  Duvarlara halı, kilim, battaniye, kalın perde, çerçeveli resim asabilir ve kitaplık koyabilirsiniz.  Özellikle yakın ve paralel duvarların birbirine yansıma yapmasını kesmek için en ufak nesnelerin dahi katkısı olacaktır.  Odaya koltuk ve benzeri kalın kumaşlı nesneler getirebilirsiniz.  Bilgisayar ve monitörün durduğu masanın üzerine örtü sermenin bile durumu iyileştirdiğini söyleyenleri okudum internette.  Masaüstü mikrofon sehpası kullananların vokal kayıtlarında masadan çarparak gelen yankıların etkisini azaltmaları açısından mantıklı bir öneri bu.  Hatta örtüyle beraber mikrofon sehpasının çevresine akustik sünger (veya hiç olmadı kalın giysi) koymayı önereceğim.
  9. Mikrofonu İyi Konumlandırmak:  Mikrofonu konumlandırmak için kısa tavsiye duvarlara ve camlara çok yakın olmamak ve odanın ortasında durmamak.  Herhangi bir ses emici malzeme koyabildiğimiz bir duvardan yaklaşık bir metre uzaklaşıp karşı duvara doğru kayıt yapmak öneriliyor.  Tabii en iyi konum sizin kendi deneme-yanılmanızla ortaya çıkacaktır.  Odanın çeşitli yerlerinde el çırparak en az yankı tespit ettiğiniz konumları denemekle başlayabilirsiniz.

Sonuç

Müzik yaptığımız odanın akustik karakteri kayıt ve miks yaparken yani (özellikle condenser) mikrofon ve referans monitörü kullanımında bize engeller çıkaracaktır.  Bunların profesyonel çözümü pahalı ve genelde ciddi deneyim ve özel malzeme gerektiren bir iş olduğu gibi kirada oturan ve sık ev değiştiren (örn., öğrenci) amatör müzisyenlerin işine gelmeyecektir.  Bazı amatör çözümlerle bu sorunu azaltabiliriz.  Elimizden geleni yaptıktan sonra durum ne olursa olsun “odamın akustiği kötü” kaygısını bırakıp kayıtlarımıza devam etmemiz lazım.  Bruce Springsteen’in Nebraska albümünü bir arkadaşının mutfağında 4-kanallı teybe demo olarak kaydettiğini, daha sonra stüdyoda grupla yaptığı profesyonel kayıtta bir türlü aynı tadı yakalayamadıkları için bu demoyu piyasaya sürdüklerini tekrar hatırlatırım (sık sık vermeyi sevdiğim bir örnektir)!

“Nebraska 1982’de kaydedildi, artık sıradan bir ev müzisyeni bile daha iyi kayıt yapabiliyor” derseniz size hiçbir akustik işlemden geçmemiş bir odada kaydedilen başka bir albüm önereyim.  Bu çok rasgele seçtiğim bir örnek ve daha birçoğu mevcut.  Kararı dinleyerek verin.

İleri Seviye Araştırma

Bu konuda daha ileri seviye bilgi edinmek isteyenlerin şu konuları araştırmasını öneriyorum (İngilizce anahtar kelimeler olarak vereceğim):  bass traps/bass buildup, flutter echo, comb filtering, standing waves, acoustic panels.  Bir kısmını aşağıdaki kaynaklarda bulabilirsiniz.  Kendi araştırmalarımda yöneldiğim spesifik konular olursa mutlaka yeni yazılarla aktaracağım öğrendiklerimi.

Kaynaklar:

http://music.tutsplus.com/tutorials/how-to-record-vocals-in-a-bedroom–audio-2224

http://therecordingrevolution.com/2013/12/20/stop-worrying-about-room-acoustics/

http://recordinghacks.com/2011/06/04/flutter-echo/

http://recordinghacks.com/2013/07/28/the-awesome-vocal-booth-you-already-own/

http://www.soundonsound.com/sos/jul05/articles/qa0705_5.htm

http://music.tutsplus.com/tutorials/cheap-yet-effective-room-treatment-audio-plus–audio-2065

http://music.tutsplus.com/articles/soundproofing-and-acoustic-treatment-for-home-studios–audio-9225

http://rockindiy.com/moving-blankets-as-acoustic-treatment/

http://turkrock.com/konu/45374/#post-902223

http://realtraps.com/art_basics.htm

http://www.heilsound.com/pro/mic-primer/pickup-patterns

http://beatmakertutorials.com/how-to/items/how-to-diy-vocal-booth-vs-reflection-filter.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s