Ev stüdyonuzun akustik olarak düzenlenmesi

Bu yazıda amatör müzisyenin akustik olarak uygun olmayan ortamlarda çalışırken karşılaşabileceği sorunları ve bunların çözümlerini irdeleyeceğim.  Not:  Bu yazıda müzik odasının akustik izolasyonu konusuna girmeyeceğim.  Alakalı bir diğer sorun olan istenmeyen ses kaynaklarıyla başa çıkmayı da başka bir yazıda işlemeyi düşünüyorum.

2004’ten beri yaşadığım en az 3 ülke ve 5 farklı evde internete konabilecek düzeyde (bazı insanların “hadi canım, bunu sen evde yapmış olamazsın” dediği) kayıt yaptım (mikrofonla genelde akustik gitar ve vokal kaydı yapıyorum; elektro ve bas gitarı hemen hemen hiçbir zaman amfi mikrofonlayarak kaydetmedim; davul ve diğer enstrümanları da hep MIDI ile programladım).  Tüm bu zaman içinde belki müzik prodüksiyon zincirimdeki en zayıf halka odaların akustik özelliklerinden kaynaklanıyordu.  Akustik gitar ve vokal kaydı aldığım hiçbir oda kayıt işi için tasarlanmamıştı tabii ki.  Sıradan ev odalarıydı.  Çoğu, başkalarıyla paylaştığım evlerde bana ait olan tek odaydı.

Bu yazıyı yazarken kullandığım bir kaynağa göre “vokal kaydındaki bir numaralı faktör, odanızdır.”  Başka bir deyişle dünyanın en iyi mikrofon ve preamp’leriyle akustik açıdan kötü bir odada çalışmanın hiçbir anlamı yoktur.  Benzer bir şeyi belki akustik gitar kaydı ve hatta mikrofon, ama özellikle condenser tür mikrofon, ile yapılan tüm kayıtlar için söyleyebiliriz.

Peki akustik olarak işlem görmemiş, sıradan bir ev odasında kayıt yapmanın ne sakıncası olabilir?  Bu soruya iki farklı açıdan yaklaşabiliriz: 1) Amatör değil misiniz?  O halde bunun ne önemi olabilir ki?  Kayıt her yerde yapılır, sonuçta Grammy ödülü kovalamıyorsunuz.  2) Kayıtlarınızı dikkatlice, kanal kanal yapıyor ve birçok yazılım, efekt plugin’i, vs. kullanarak olabildiğince cilalamaya çalışmıyor musunuz?  İşte o zaman bu durum büyük bir sorun olabilir.  Nedenine aşağıda gireceğiz.  Ben bu iki açının ortasında bir denge yakalamayı savunacağım bu yazıda.

Sorun Nedir?

Akustik olarak işlem görmemiş bir odada kayıt yapmanın yarattığı en büyük sorun istenmeyen ses yankıları ve çeşitli frekansların yoğunlaşmasıdır.  Her odanın bir akustik karakteri vardır diyebiliriz.  Bazen bu kulağa hoş gelir.  Müzik performansı için tasarlanmış alanlar, mesela bir amfi tiyatro, böyle olabilir.  Ya da müzik için tasarlanmamış olsa bile bir mekanın akustik karakterini müzikal amaçlar için kullanabiliriz.  Replikas’ın Zerre albümünün davulları Gökçeada’nın eski hapishanesinde kaydedilmişti örneğin.

Eğer müziğe bakışımız, bu tür ortamların sese yaptığı katkıyı müziğimizin bir parçası olarak görmeyi içeriyorsa zaten sorun yok.  O durumda kayıtlarımızı beğendiğimiz ortamlarda doğal olarak yapacağız ve o ortamın akustik karakterini nötrlenmesi gereken birşey olarak düşünmeyeceğiz.  Ancak çoğu amatör müzisyen için bunun geçerli olmadığını düşünüyorum.  Tersine, çoğumuz önce temiz kayıtlar alıp, daha sonra onları DAW’ımızda işleyerek cilalamayı istiyoruz.  Bu cilanın en önemli öğelerinden birisi de reverb’dür.  Daha önce bahsettiğim üzere, kupkuru ve temiz bir kayda reverb ekleyerek o kaydı sanki bir amfi tiyatroda, kanyonda, fabrikada, vs. yapılmış gibi değiştirebiliyoruz ve reverb’ü kullanarak kayıtlara derinlik hissi veriyoruz.

Burada kuru derken (İngilizce’de bazen buna ölü (dead) denir) kendiliğinden reverb’ü olmayan kayıtlardan bahsediyorum.  Kayıt bu açıdan temiz ise nasıl bir reverb etkisi taşıyacağını tamamen biz DAW’ımızın içinde reverb plugin’imizle kontrol edebiliriz.  İşte sorun biraz buradan çıkıyor.  Kaydın kendisinde zaten reverb varsa, kontrolümüz azalıyor.  Mesela bir banyoda yapılmış ve oranın akustik karakterini taşıyan, kendiliğinden reverb’ü olan, bir kayda biz kilisede yapılmışçasına reverb eklemeye çalışırsak pek parlak bir sonuç elde edemeyeceğiz.  Akustik olarak işlem yapılmamış bir odanın da kendine has bir reverb’ü olacaktır.  Mikrofonla yaptığımız kayıtlara bu reverb yansıyacaktır ve bu reverb’ü daha sonra yokedemeyiz.  Bu tür bir kayda başka işlemler yapmak istediğimiz zaman da zorlanacağız.  Mesela kompresör uyguladığımız zaman istenmeyen yankıları vurgulamış olacağız.

Benzer bir sorun da belirli frekansların yine odanın karakterine göre daha fazla vurgulanması yüzünden oluşur.  Örneğin, şu anda müzik yaptığım oda akustik olarak gerçekten çok çıplak.  Yerde halı bile yok, duvarlar da boş.  Referans monitörlerimi koyduğum köşede bir şekilde bas frekansları yoğunlaşıyor (büyük ihtimalle arkadaki duvar köşesi sayesinde).  Ve monitörlerimden acayip baslı bir ses alıyorum.  Sesi açmak çok zor, bütün tizlerin üstüne çıkan bir bas bantı oluşuyor.  Bu şekilde bu monitörlerle ne kaydettiğimi yüksek sadakatle (“high fidelity/gerçeğine sadık” anlamında) duymam imkansız.  Odanın akustik özelliklerini kontrol altına almadan pahalı bir mikrofon veya monitör seti almak mantıksız ve boşa giden para demek.  Son dönemdeki müzik çalışmalarında yaptığım en bariz hata buydu.

Sorunu Nasıl Tespit Ederiz?

Odamızın kayıt yapmaya elverişli olup olmadığını nasıl anlarız?  Bunun için çok basit bir test var.  Odanızın ortasında (veya kayıt yapmayı düşündüğünüz kısmında) durun ve ellerinizi çırpın.  Bunu yaptığınız zaman çok bariz bir yankı silsilesi duyuyorsanız odanızda yapacağınız kayıtların bazı özelliklerini dizginlemekte sorun çekeceksiniz.

Yine de yukarıda size bahsettiğim farklı bakış açılarını unutmayın ve bu durumun sizi durdurmasına izin vermeyin.  Kayıt her yerde yapılır, müzik her şekilde müziktir.  Ancak yaptığımız kaydın biraz daha cilalı olmasını istiyorsak okumaya devam.

Sorunun Çözümleri

Bu kısımda bu soruna amatör bazı çözümler önermeye çalışacağım.

  1. Dinamik Mikrofon Kullanmak:  Dinamik mikrofonlar çevreden gelen seslere condenser mikrofonlara göre çok daha az duyarlıdırlar (bazı evlerde condenser mikrofonu kayda alıp kulaklığımı taktığım zaman bırakın odayı, diğer evlerdeki komşuların seslerini duyabiliyordum).  Bu yüzden ses kaynağına çok yakın tutulduklarını görürsünüz.  Bu şekilde doğrudan kaynaktan gelen sesi yakalar ve duvarlarınızdan yansıyan reverb’ü ekarte ederler.  Vokal kaydında özellikle tiz frekansları çok iyi yakalayamadıkları için pek tercih edilmeseler de “dinamik mikrofonla vokal kaydı yapılmaz” diye bir kural yoktur.  Bazen ilginç karakteri sebebiyle tercih bile edilebilir.  Ucuz bir mikrofon değildir ama Shure SM-7B’yi örnek verebiliriz (Michael Jackson’ın Thriller albümünde vokaller için kullanılmıştır).  Çok daha ucuz ve yaygın olarak (genellikle amfi mikrofonlamada) kullanılan Shure SM-57’ı da deneyebilirsiniz.
  2. Mikrofonu Ses Kaynağına Yakın Tutmak:  Mikrofonu ses kaynağına ne kadar yakın tutabilirseniz doğal olarak o kadar fazla kaynaktan gelen sesi yakalayacak ve duvar yankılarını o kadar az alacaktır.  Ancak bunu yaparken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var: (a) aşırı ses seviyesi (“clipping”); (b) “P” gibi harfleri söylerken oluşabilecek patlamalar (“plosives”); ve (c) yakınlık etkisi (“proximity effect”) yani mikrofona yaklaştıkça kayıtta bas frekansların daha fazla ön plana çıkması durumu.
  3. “Ölü” Mekanlarda Kayıt Yapmak: Eski kayıtlarımın bazılarını yaptığım odalarda gömme elbise dolabı vardı ve vokal kayıtlarımı bu tür dolapların içinde yaptım.  Böyle bir dolapta elbiseler asılıyken odanın geri kalanına oranla çok daha az ses yankısı oluyor.  Aynı zamanda istenmeyen ses kaynaklarından bir parça izole oluyor bu dolaplar.  Taşınabilir bir kayıt sisteminiz varsa araba içinde camlar kapalı otururken de kayıt yapabilirsiniz.  Ancak böyle bir alanda yapılan vokallerin “ruhsuz” bir frekans karakterine bürünmesi sözkonusu olabileceği fikrini duydum.  Ama istediğimiz zaten çok kuru bir kayıt ve bu ruhsuzluğu EQ ve reverb uygulamalarıyla aşabiliriz diye düşünüyorum.
  4. Doğal Karakterini Beğendiğiniz Mekanlarda Kayıt Yapmak:  Benzer bir mantıkla, ölü olmasa bile hoşunuza giden akustik karakteri olan mekanlar bulabilir ve bunu avantajınıza kullanabilirsiniz.  Amatör müzisyenlerin sık sık düştüğü bir yanılgı “profesyonel prodüksiyonu ne kadar yakından taklit edersem o kadar iyi olur” düşüncesidir bence.  Bunun yerine kendi imkanlarınızın kısıtlılığını avantaja çevirerek daha sıcak bir his yaratabilirsiniz.  Birçok profesyonel müzisyenin arada sıkılıp evde, doğada, vs. kayıt alması da bu sıcak havayı yakalamak için olabilir.  Evinizin (ve ulaşımınız olan diğer mekanların) farklı yerlerinde kayıt alın ve doğal karakterini keşfedin.  Daha sonra beğendiğiniz yerlerde tüm kayıtları alıp, fazladan cila atmadan bir prodüksiyon tamamlamaya çalışın.  Sonucu benle de paylaşın (kendim de aynısını yapmayı hedefliyorum bu aralar).  Belki de beklenmedik bir hoş sürpriz olacak sonuç.
  5. Mikrofon Arkası Yansıma Filtresi: Mikrofon kaydındaki akustik sorunların odak noktası mikrofonunuzun arka tarafından aldığı yankılardır.  Ön tarafta ses kaynağı (vokal, akustik gitar, vs.) baskın olduğu için burada sorun daha azdır (dikkat edin, “yoktur” demiyorum).  Arka taraftaki sorunu çözmenin bir yolu hazır üretim bir “reflection filter” yani yansımaları önleyen bir panel edinmektir.  Bu paneller mikrofon ayaklığına tutturulur ve mikrofonun arkasına bakan kısımlarında yansımayı önleyen akustik süngerle kaplıdırlar.  Daha fazla bilgi edinmek isterseniz piyasadaki birkaç örneğe bağlantı veriyorum (farklı modelleri olan ürünlerden en ucuz olanını veriyorum): The Mic Thing, RealTraps Portable Vocal Booth, sE Reflexion Filter, Vicoustic Flexi Screen Lite, Harlan Hogan Porta-Booth.  Gördüğünüz gibi bu ürünler genelde çok ucuz değil.  Peki işe yarıyorlar mı?  Şahsen denemedim ama olumlu kullanıcı yorumları okudum (olumsuz olanlarla beraber).  Bir odanın akustik sorunlarını tamamen çözmelerini beklemek yanlış olur, ancak vokal kaydında ciddi bir ilerleme sağlayacaklarını bekleyebiliriz.  Ses örnekleri de veren bir inceleme için şuraya bakabilirsiniz.  Bu fikri biraz daha abartarak uygulayan başka bir ürün de var ama ne kadar etkilidir bilmem.  Bu ürünlerden Porta-Booth’un benzerini bir IKEA katlanabilir rafı ve akustik sünger ile kendim evde yaptım (isterseniz şuradan ya da şuradan yararlanarak siz de yapabilirsiniz).  Denemelerimde yansımayı epey azaltsa da frekans karakterinin çok kötü olduğunu gördüğüm için bir daha kullanmadım.
  6. Ev Yapımı Paneller:  Akustik sorunlara epey iyi geldiğini okuduğum bir panel tasarımı buldum.  PVC borulardan ve nakliyede kullanılan battaniyelerden epey ucuza mal oluyor.  Bunu yakın zamanda yapmayı deneyeceğim.  İki panel yapıp birbirlerine 30 derece açıyla yerleştirip mikrofonu ortaya koyarak vokalistin yüzü panellere dönük kayıt almak gerekiyor.
  7. Cardioid Mikrofon Kullanmak:  Mikrofonların farklı açılardan (mikrofonun önü, arkası, yanları) gelen sese ne kadar duyarlı olduğu değişir.  Bu konuyu burada açıklamayacağım ama İngilizce’de “pickup pattern” olarak bilinir ve omni-directional (her yönden), bi-directional (ön ve arkadan daha çok, yanlardan az), ve cardioid ve hyper/super cardioid (en fazla önden, arka ve yanlardan daha az) türleri vardır.  Arkadan ve yanlardan gelen sese daha az duyarlı olan cardioid türü mikrofon kullanmakla oda akustiğinden kaynaklanan sorunları azaltabilirsiniz.  Mikrofonunuzun ne tür olduğunu araştırıp gerekirse değiştirin.  Yukarıda bahsettiğim mikrofon yansıma filtreleri, arkadan ses alan mikrofonunuz varsa daha fazla iyileşmeye sebep olacaktır.  Mikrofonunuz zaten arka taraftan gelen seslere duyarlı değilse belki de bu filtrelerle sağlayacağınız iyileşme paranıza değmeyecek.
  8. Kayıt Odasını Eşyalarla “Öldürmek”: Duvarları boş, halısız bir odada elbette yankı büyük sorun olacaktır.  Sesi az yansıtan yüzeyleri olan eşyaları odaya koyarak bu sorunu biraz azaltabilirsiniz.  Perdeleriniz uzun ve kalın seçmeye çalışın, zira cam çok fazla ses yansıtan bir malzemedir.  Duvarlara halı, kilim, battaniye, kalın perde, çerçeveli resim asabilir ve kitaplık koyabilirsiniz.  Özellikle yakın ve paralel duvarların birbirine yansıma yapmasını kesmek için en ufak nesnelerin dahi katkısı olacaktır.  Odaya koltuk ve benzeri kalın kumaşlı nesneler getirebilirsiniz.  Bilgisayar ve monitörün durduğu masanın üzerine örtü sermenin bile durumu iyileştirdiğini söyleyenleri okudum internette.  Masaüstü mikrofon sehpası kullananların vokal kayıtlarında masadan çarparak gelen yankıların etkisini azaltmaları açısından mantıklı bir öneri bu.  Hatta örtüyle beraber mikrofon sehpasının çevresine akustik sünger (veya hiç olmadı kalın giysi) koymayı önereceğim.
  9. Mikrofonu İyi Konumlandırmak:  Mikrofonu konumlandırmak için kısa tavsiye duvarlara ve camlara çok yakın olmamak ve odanın ortasında durmamak.  Herhangi bir ses emici malzeme koyabildiğimiz bir duvardan yaklaşık bir metre uzaklaşıp karşı duvara doğru kayıt yapmak öneriliyor.  Tabii en iyi konum sizin kendi deneme-yanılmanızla ortaya çıkacaktır.  Odanın çeşitli yerlerinde el çırparak en az yankı tespit ettiğiniz konumları denemekle başlayabilirsiniz.

Sonuç

Müzik yaptığımız odanın akustik karakteri kayıt ve miks yaparken yani (özellikle condenser) mikrofon ve referans monitörü kullanımında bize engeller çıkaracaktır.  Bunların profesyonel çözümü pahalı ve genelde ciddi deneyim ve özel malzeme gerektiren bir iş olduğu gibi kirada oturan ve sık ev değiştiren (örn., öğrenci) amatör müzisyenlerin işine gelmeyecektir.  Bazı amatör çözümlerle bu sorunu azaltabiliriz.  Elimizden geleni yaptıktan sonra durum ne olursa olsun “odamın akustiği kötü” kaygısını bırakıp kayıtlarımıza devam etmemiz lazım.  Bruce Springsteen’in Nebraska albümünü bir arkadaşının mutfağında 4-kanallı teybe demo olarak kaydettiğini, daha sonra stüdyoda grupla yaptığı profesyonel kayıtta bir türlü aynı tadı yakalayamadıkları için bu demoyu piyasaya sürdüklerini tekrar hatırlatırım (sık sık vermeyi sevdiğim bir örnektir)!

“Nebraska 1982’de kaydedildi, artık sıradan bir ev müzisyeni bile daha iyi kayıt yapabiliyor” derseniz size hiçbir akustik işlemden geçmemiş bir odada kaydedilen başka bir albüm önereyim.  Bu çok rasgele seçtiğim bir örnek ve daha birçoğu mevcut.  Kararı dinleyerek verin.

İleri Seviye Araştırma

Bu konuda daha ileri seviye bilgi edinmek isteyenlerin şu konuları araştırmasını öneriyorum (İngilizce anahtar kelimeler olarak vereceğim):  bass traps/bass buildup, flutter echo, comb filtering, standing waves, acoustic panels.  Bir kısmını aşağıdaki kaynaklarda bulabilirsiniz.  Kendi araştırmalarımda yöneldiğim spesifik konular olursa mutlaka yeni yazılarla aktaracağım öğrendiklerimi.

Kaynaklar:

http://music.tutsplus.com/tutorials/how-to-record-vocals-in-a-bedroom–audio-2224

http://therecordingrevolution.com/2013/12/20/stop-worrying-about-room-acoustics/

http://recordinghacks.com/2011/06/04/flutter-echo/

http://recordinghacks.com/2013/07/28/the-awesome-vocal-booth-you-already-own/

http://www.soundonsound.com/sos/jul05/articles/qa0705_5.htm

http://music.tutsplus.com/tutorials/cheap-yet-effective-room-treatment-audio-plus–audio-2065

http://music.tutsplus.com/articles/soundproofing-and-acoustic-treatment-for-home-studios–audio-9225

http://rockindiy.com/moving-blankets-as-acoustic-treatment/

http://turkrock.com/konu/45374/#post-902223

http://realtraps.com/art_basics.htm

http://www.heilsound.com/pro/mic-primer/pickup-patterns

http://beatmakertutorials.com/how-to/items/how-to-diy-vocal-booth-vs-reflection-filter.html

Reklamlar

Yeni başlayanlar için ücretsiz plugin paketleri

Dijtal müzik üretimine ilk başladığım zamanlar çoğu terimin ne anlama geldiğini bilmiyordum.  Kanal kanal kayıt yapıp üzerine efektler ekleyeceğimi biliyordum ama bu efektleri nereden bulurum, eklerken ayarlarını nasıl yaparım, vb. birçok sorum vardı.  O dönemde güzel preset’lerle gelen plugin’lerin çok işime yaradığını düşünüyorum.  Yeni başlayanlar (ve daha ileri seviyede olup plugin arayanlar) için birkaç ücretsiz plugin paketi önermek istiyorum.  Paket halinde gelmelerinin güzelliği temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak efektleri içermeleri.  Örneğin meşhur “Sound on Sound” dergisinin yazarlarından birisi sırf ReaPlugs paketini kullanarak yaptığı mikslerden bahsediyor.

  1. Kjaerhus:  Bunlar gerçekten muhteşem.  Artık biraz eski kaldılar ve pek kullanmıyorum ama yeni başlayanlar için ideal bir paket.  Basit arabirim ve kontrolleri ve güzel preset’leriyle ne yaptığını bilmeyen müzisyen için hayat kurtarır cinsten.  Sanırım o dönemde 64-bit pek yoktu ve bunlar sadece 32-bitlik plugin’ler.  Yine de şiddetle tavsiye ederim.  İndirmesi de sadece 3.2 MB.
  2. ReaPlugs:  REAPER ile gelen ama diğer DAW kullanıcılarının da ücretsiz indirebileceği bir paket.  Henüz içlerinden ciddi olarak sadece EQ’yu kullanmış olsam da basit grafik arabirimiyle cazip gözüküyorlar.
  3. Antress Modern Plugins:  Bu paketi pek kullanmadım ama şimdi araştırdığımda çok daha pahalı bazı yazılımları başarıyla klonladığını görüyorum.  Vaktim olunca deneyeceğim.
  4. GVST: Yakın zamanda hepsi 64-bite güncellendi ve içinde kullanışlı plugin’ler var.  Ben en çok (biraz komik olacak ama) tuner’ı kullanıyorum bu paketten.
  5. mda:  Bu da temel ihtiyaçları içeren ancak grafik arabirimsiz gelen bir paket.

Bu paketlerden bazıları epey eski.  O yüzden yeni sistemlerdeki performanslarını ayrıca değerlendirmek lazım.  Ancak yeni başlayanlar için yukarıdaki 5 seçenekten herhangi birisini indirip her plugin’in ne yaptığını öğrenmeye çalışmak çok mantıklı.  Daha sonra öğrendiklerinizi uygulamaya dökerek sadece o paketteki plugin’lerle bir şarkı tamamlamaya çalışabilirsiniz.  Bu güzel bir alıştırma olur.

Kaynaklar:

http://www.soundonsound.com/sos/nov10/articles/qa-1110-1.htm

EQ (3): Elektro Gitar

Bu yazıda kendi miksimi oluşturmaya çalışırken elektro gitara nasıl EQ uygulayacağımı keşfederek paylaşacağım.

Uygulamayı kendim yazıp kaydettiğim bir şarkı üzerinde yapıyorum.  Şarkı sıradan bir pop-rock şarkısı ve dolayısıyla davul, bas gitar, iki kanal elektro gitar (ritim ve solo), iki kanal erkek vokali ve piyano kanallarından oluşuyor.  Bu kanalların çakışmasını azaltmak için en temel aracımız olan EQ’yu elektro gitarlardan başlayarak uygulayacağım.  Elektro gitardan başlamamın herhangi bir sebebi yok.  Çoklu-kanal miksine geçmeden önce “elektro gitar kanallarını tek başlarına ele alıp EQ açısından ne yapabilirim?” sorusuna cevap arayacağım.

Bir uyarı:  Bu gitarlardan özellikle ritim olanında fazla overdrive/distortion yok.  Genelde temiz gitar tonları seviyorum.  Eğer metal/hard rock gitarları miksliyorsanız aşağıdaki uygulamalar elbette biraz değişecektir.  Ve herkesin gitarı, o gitardan aldığı kaydın şartları çok farklı olduğu için kendi kulağınızdan öte bir otorite tanımayın derim.  Ben sadece kendi keşif ve deneyimlerimi paylaşıyorum ve umuyorum ki herkese aynı şeyi yapmak için ilham verebilirim.  Aşağıdaki işlemler her kanala uygulanabilir ancak bu yazıda elektro gitar üzerinden yapıyorum bu işlemleri.

EQ plugin’i olarak daha önceki yazımda seçtiğim ReaEQ’yu kullanacağım.  ReaEQ’nun bir dezavantajı pek fazla spesifik (örn., elektro gitara has) preset (önceden oluşturulmuş ayarlar) ile gelmemesi (başka EQ plugin’lerinin presetlerine bakarak EQ uygulamaları hakkında fikir edinmenizi tavsiye ederim.  Örneğin MEqualizer’ın elektro gitar preset’lerine baktığım zaman hepsinin aşağıdaki düşük ve yüksek frekans temizlemelerini uyguladığını görüyorum).  Ancak kendi kulağımızı ve bazı genel geçer kuralları kullanarak başlamamızın önünde bir engel yok.

Yaptığım işlemleri sıralıyorum:

  1. Plugin sırası:  EQ’yu Guitar Rig 5’den önce mi sonra mı koymak lazım?  Emin değilim açıkçası.  Biraz dene-yanıl ile gitmek gerekir.  Yine de mantık yürütmeye çalışırsam EQ’yu gitara uygularken yapmak istediklerimden bir tanesi gitarın temel tonunu temizlemek olduğu için EQ’yu ham gitar tonuna uygulamak daha uygun.  Ancak ileriki aşamalarda nihai tonu da EQ’lamak isteyebiliriz mikse daha iyi oturması için.  O yüzden gerekirse “EQ – Guitar Rig 5 – EQ” gibi çift EQ’lu bir zincir kurabiliriz.  EQ’yu önce ve sadece ham gitar tonuna uygulamanın bir avantajı daha sonra Guitar Rig’den başka bir ton kullanmak istediğim zaman seçtiğim EQ ayarlarının yine geçerli olacak olması.
  2. Düşük frekansları temizlemek:  Gitarların bas ve davula daha fazla yer bırakması için düşük frekanstaki seslerini azaltmak gerekir.  Başlangıç için genel geçer tüyolara baktığımızda elektro gitarın 80-100 Hz civarından aşağıdaki frekanslarını tamamen sıfırlamanın uygun olacağını görüyoruz.  Bunu yapmak için ReaEQ’da bir bant ekleyip bunu “high pass” (seçilen frekansın üstünde kalanların filtreden geçeceği, diğerlerinin ise filtreye takılacağı tür) olarak tanımlamak ve yaklaşık 90 Hz civarına getirdim.  Yaptığım şey bu bandı yukarı doğru çekip gitar tonunun ciddi olarak inceleştiğini hissettikten sonra biraz daha aşağı çekmekti.  90 Hz’den aşağı kalan kısmı bas (ve davul) dolduracağı için akor/notaların duyulmasının önüne geçmeden gereksiz bir çakışmayı önlemiş oluyoruz ki EQ’nun miksteki temel amacı da bu.  Tabii, diğer kanalları da dinleyerek mikslerken bu (ve aşağıdaki tüm) ayarlarla oynamamız gerekebilir.  Şimdilik iyi bir başlangıç noktası yaratmaya çalışıyorum.  Bas ve davul işin içine girdikten sonra “Aa, 80 Hz’den düşük elektro gitar frekanslarını biraz daha duysak daha güzel olmaz mı?” dememizin olasılığı çok düşük.
  3. Yüksek frekansları temizlemek:  Önceki maddedeki uygulamanın simetrik versiyonu olarak frekans aralığının sağ ucuna gidiyoruz ve orada da gitarın vokal ve davul zilleri gibi daha parlak kanallara yer açması için biraz temizleme yapabiliriz. ReaEQ’da yeni bir bant ekleyip bunu “low pass” olarak tanımladıktan sonra yüksek frekanslarda dolaştırarak gitarın temel tonundan fazla bir şey kaybetmeden gereksiz parlak kısmını atmaya çalışabiliriz.  Yine bandı sola doğru çekip gitarın parlaklığını ciddi şekilde yitirdiğini duyduktan sonra biraz yukarı çekerek 8000 Hz civarında karar kıldım.
  4. Deneme-yanılmayla gitarın “çirkin” ve “güzel” frekanslarını keşfetmek:  Her ses kaynağının belirli frekans aralıkları kulağa çok çirkin/çok güzel gelecektir.  Bu frekans aralıklarını keşfedip çirkinlik katanları azaltmak ve güzellik katanları yükseltmek EQ’nun diğer bir kullanımıdır.  Bunu yapmak için ReaEQ’da yani bir bant ekleyip bunu “band” olarak tanımlıyorum.  Daha sonra bu bandı yukarıya çekiyorum, yani ses seviyesini arttırıyorum (örn., gain = 10).  Bu bandı frekans spektrumunda sağa-sola gezdirerek her frekans aralığının nasıl bir katkı yaptığını anlamaya çalışıyorum.  Yalnız bant genişliğini (bandwidth) epey daraltıyorum ki (örn., 0.10) daha spesifik olarak hangi aralığın nasıl bir katkı yaptığını kulağım daha iyi anlasın.  Bunu yaptığım zaman hangi aralığın “çirkin” bir katkı yaptığına karar vermenin çok kolay olmadığını gördüm.  Ancak bazı aralıklarda bir çirkinlik keşfetmiş olduğumu sanıyorum.  Örneğin, 1300 Hz civarında kulağa çok keskin gelen bir katkı var ve bunu keşfettikten sonra frekansı sabit tutarak bandı aşağı çektiğim (yani ses seviyesini azalttığım) zaman gitarın sesini daha çok beğendim.

Bu noktada artık tek bir kanal üzerinden daha fazla birşey yapmak en azından şu andaki bilgi ve deneyimimle imkansız.  O halde diğer elektro gitar kanalını (solo gitar) –önce yukarıdaki temizleme işlemlerini o kanala da uyguladıktan sonra– işin içine katarak ilerlemeye çalışacağım (başka bir yazıda veya burada güncelleyeceğim).  Yani iki gitar kanalını birbiriyle iyi geçinir hale getirmeye çalışacağım (buna “submix” yani miksin bir kısmı diyebiliriz; örneğin iki vokal kanalını kendi içlerinde mikslersem o da “vocal submix” olur).  Bunu yapabilirsem gitarlarla işim büyük ölçüde bitmiş olur.  Ancak bunu başaramazsam diğer kanallarla beraber tam bir miks yaratmayı bekleyemem.

Sonuç:  Her kanala uygulayabileceğimiz bazı temel EQ işlemleri var.  Elektro gitar için çok düşük ve çok yüksek frekansları doğrudan atabiliriz.  Önce bu tür işlemleri o kanaldaki ham ses kaynağına uygulayıp daha sonra aynı/benzer enstrümanları mikslemeye başlamak mantıklı gözüküyor.

Kaynaklar:

http://www.guitarplayer.com/miscellaneous/1139/7-eq-tips-for-mixing-guitar/23122

http://www.cheatography.com/fredv/cheat-sheets/eq-tips/

http://www.soundonsound.com/sos/dec10/articles/reaper-tech-1210.htm

http://www.audio-issues.com/music-mixing/guitar-frequency-fixes/

http://audiominds.com/eq_tips.html

http://www.recordingeq.com/Subscribe/tip/tascam.htm

http://www.themusicespionage.co.uk/mixing/how-to-mix/electric-guitar/

 

EQ (2): En uygun EQ plugin seçimi

Bu yazıda kendi miksimi oluşturmaya çalışırken kullanacağım EQ plugin’ini seçme sürecimi anlatacağım. [Güncellenme sürecinde]

EQ ile ilgili genel kuralları gözden geçirdikten sonra kaydını hemen hemen bitirmiş olduğum bir şarkıya EQ uygulamaya koyulmak istedim.  Uzun süredir ciddi müzik üretimi yapmadığım için EQ olarak ne kullanacağımı düşünmem gerekti.  DAW ortamına girip elimde hangi EQ plugin’leri varmış diye baktığımda karşıma seneler boyunca internetten indirip belki bir kere bile açmadığım bir sürü EQ plugin’i çıktı (daha önceki bir yazımda bu duruma karşı uyarmıştım).  Bunların arasından bir tanesini seçmeye çalışacağım.  Seçerken dikkat edeceğim noktalardan bahsetmek istiyorum (bunlar diğer efekt türleri için plugin seçerken de dikkat edeceğim noktalar.  Aslında ayrı bir yazıda irdelemek lazımdı).

Öncelikle EQ türleri ile ilgili bir şey söylemek lazım.  EQ’nun parametrik, grafik, vb. türleri var.  Bunları burada açıklamayacağım ama benim kullanış açısından en esnek bulduğum tür parametrik EQ.  Ancak bu esneklik karşılığında kullanımda biraz daha zorlanma yaşamak gelebilir.  Müzik üretiminde ilerlemek istiyorsanız parametrik EQ kullanmaya başlamanız mantıklı.  Ben parametrik dışındaki EQ türlerini gözardı edeceğim bu yazıda.

İkinci olarak bazı EQ’ların sadece seçtiğiniz frekanslardaki sesi artırıp azaltmak dışında, sese özel bir renk verdiğini söylemek lazım.  Variety of Sound‘dan BootEQ böyle bir ürün.  Verdiği renk hoşunuza giderse kullanım alanı doğar tabii ki.  Ancak ben olabildiğince transparan (sesi etkilemeyen, renk katmayan) bir ürün peşindeyim.

Üçüncü olarak seçeceğim plugin’i uzun vadeli kullanmayı umduğum için güzel bir grafik arabirimi olmasını, daha da önemlisi uyguladığımız EQ eğrisini sadece sayılar ve/veya ayar düğmeleri üzerinden değil grafik olarak göstermesini isterim.  Plugin’lerde sıklıkla gördüğüm bir eksiklik grafik arabirim boyunun ayarlanamaması.  Diğer plugin’lerle beraber çalışırken plugin’i istediğimiz boya getirmek kullanışlı olabiliyor.  Bu özelliği olursa sevinirim.

Dördüncü olarak paralı yazılıma karşı değilim (korsan yazılıma karşıyım) ama önerdiğim seçeneklerin hemen hemen hepsi bedava yazılım olacak.  Böylece yazılarımı okuyan herkes kolaylıkla bu yazılımlara ulaşabilir.  Ara ara, bir şekilde elime geçmiş ama bedava verilmeyen ürünlerden bahsedebilirim.  Örneğin elimdeki ses kartıyla beraber Focusrite’ın hoş görünüm ve sesli birkaç efekt plugin’i geldi.  Ya da nispeten ucuz fiyata alınabilecek ve fiyat/performans oranı çok iyi ürünlerden bahsedebilirim.

Son olarak üründen beklediğim diğer özellikler genel olarak düşük CPU kullanımı, “buggy” olmaması (sürekli çökmemesi), ve kolay kullanılması gibi hepimizin herhalde her yazılımdan bekleyeceğimiz şeyler.  Windows 64-bit sistemde çalıştığım için genelde 32 veya 64-bit VST plugin’lerini araştırdığımı da ekleyeyim.  Farklı plugin formatları ve işletim sistemleri için öneri yapamıyorum.

Elimdeki EQ’lara bakıp internette de biraz araştırdıktan sonra aşağıdaki dört seçeneğin ön plana çıktığını söyleyebilirim.  Bunların hepsi ücretsiz ve düşük CPU kullanımına sahip olduklarını iddia ediyorlar.  İlk üçü Windows 32 ve 64-bit versiyonlarına sahip iken EasyQ’nun sadece 32-bit versiyonu mevcut.  Bu arada 32/64-bit ayrımı hakkında bir not:  Reaper (ve başka bazı DAW’lar) 64-bit modunda çalışırken hem 32 hem 64-bit plugin’leri sorunsuz açtığı için bu ayrım önemli değil ancak geçiş yapmakta olduğum Tracktion henüz bu özelliğe sahip değil.  jBridge adlı bir yazılımla bu özelliği herhangi bir Windows DAW’ına kurmak mümkün ama ona ayrı para vermek gerekiyor.

  1. ReaEQ (Cockos)
  2. MEqualizer (Melda Production)
  3. IIEQ (DDMF)
  4. EasyQ (RS-MET)

Bu seçeneklerden ilkine baktığım zaman diğerlerine pek ihtiyaç kalmadığını görüyorum.  ReaEQ son derece basit ve kullanışlı bir grafik arayüze sahip.  Dolayısıyla benim şu andaki tercihim ReaEQ.  MEqualizer’ın da en az ReaEQ kadar kullanışlı olduğunu söyleyebilirim (ve MEqualizer’ı üreten şirketin bedava plugin paketine bakmanızı öneririm) ancak biraz daha dikkat dağıtıcı bir arabirime sahip.  ReaEQ gerçekten olabilecek en basit arabirimlerden birisi.  Normalde grafik olarak biraz daha çekici gözüken plugin’lere yönelme eğilimindeyim ama bu seferlik ReaEQ’nun basitliğine tav oldum.

Sonuç:  Birçok ücretsiz ve kullanışlı EQ plugin’i mevcut.  Aralarında mutlaka ilginç farklar vardır ama en önemlisi grafik ve parametrik EQ; ve transparan ile renk katan EQ arasındaki tercihiniz.  EQ seçmekle fazla vakit kaybetmeden çok daha kritik bir konu olan EQ’nun miksteki kullanımını öğrenmek gerekli.  Parametrik ve transparan bir EQ için ücretsiz bir 32 ve 64-bit Windows plugin’i olan ReaEQ’yu tereddütsüz indirip temel EQ ihtiyaçlarınız için kullanabileceğinizi düşünüyorum. 

Kaynaklar:

http://bedroomproducersblog.com/2011/03/03/bpb-freeware-studio-best-free-parametric-equalizer-vst-plugins/